Friday, November 12, 2010

Müşterek olanın kollektif paylaşımı ve yayılımı


Berlusconi melâneti, suyun özelleştirilmesi, hayalî konut spekülasyonu, kentsel muhalefetin farklı çabaları ve bütçesinden üç kat fazlaya inşa edilen Zaha Hadid’in MAXXI Çağdaş Müzesi…Zaha Hadid’in müzesi, Roma kentinin gerçekliğinden ferahfeza kopuk. Tarihî-turistik bir kent olarak bildiğimiz Roma’nın asıl yüzünü, göçmen kültürü ve kenti çevreleyen Roman yerleşimleri oluşturuyor. Yoğun bir konut spekülasyonuyla genişlemiş kentin nüfusu 3.5 milyon. Ancak, şimdilerde kent nüfusu azalıyor. Yine de, konut inşası ve spekülasyonu dur durak bilmiyor. Kent suyunu özelleştirmek niyetindeki Berlusconi hükümeti, su altyapısını devlet bütçesiyle özel şirketlere yaptırmak istiyor. Bu karara karşı, vatandaşlar 1.4 milyon gibi yüksek sayıda imza toplayarak İtalya tarihinde kamusal muhaliflik adına bir ilki gerçekleştiriyor.

Buna rağmen, kentsel muhalefete hırçın bir umutsuzluk hâkim. Kentin boş ya da marjinal alanlarında kültürel etkinlikler düzenleyerek bir araya gelmeye çalışan muhaliflerin amacı, mikro ölçekte dayanışmacı bir pratik yaratmak. Berlusconi hükümeti sultasındaki gündelik yaşamda çabalayan kent muhaliflerinin stratejik geri çekililişi olarak hissettiğim ve özellikle olumsuz bulmadığım bu durum, kente dair alternatif kültürel hareketler yaratıyor. Arkasında herhangi bir organizasyon olmadan bir araya gelmek, toplaşmak…

Carlo Petrini, Torino’daki Slowfood Terra Madre toplantısının açılış konuşmasında sistem karşıtı bir pratik olarak bilgi oluşturma ve paylaşma yöntemlerini anlattı. Küçük çaplı yayınlar üretmek, sebze-meyve bostancılığını geliştirmek ve kentin sistem-dışı kalmış, kalabilmiş potansiyelini ortaya çıkaran yürüyüşler düzenlemekten müteşekkil, bir nebze pasif sayılabilecek bir direniş yaşanıyor. Diğer yandan, farklılıkları kapsayan bir dayanışmacı kültür de gelişiyor; benzer taktikleri benimsemeseler de, farklı muhalif gruplar bir araya geliyor.

Roma’ya vardığımda, 15 senedir Stalker grubuyla çalışan Lorenzo Romito, bir ilkokulda yaptıkları etkinliğe gelmemi rica etti. Roberto Sardelli, 1960 sonlarında Roma’nın tarihî su kemerlerine yerleşip 1970 başlarında zorla tahliye edilmiş ailelerin çocuklarına temel eğitim sağlamaya başlamış, Vatikan karşıtı bir rahip. Fabio Grimaldi tarafından çekilmiş ve yarı arşiv malzemesi içeren “Non Tacere, Don Roberto e la Scuola 725” adlı 60 dakikalık belgeseli Sardelli açıklıyor. İtalyanca bilmesem de, belgeselde olup bitenleri Sulukule deneyimi, çoçukların yaşadıkları ve Lorris Mizrahi’nin 1 Mayıs mahallesindeki yıkımları görüntülediği belgesele olan benzerliğinden dolayı anlıyorum. Okula gidemeyen çoçuklara okuma-yazma öğreten “Roma’nın Paolo Freire”si Sardelli, şimdilerde birer yetişkin olan öğrencileriyle ilişkisini sürdürüyor, onlarla beraber arazi spekülasyonuna karşı örgütleniyor.

Lorenzo’nun yaşadığı Piazza Vittoria parkının bulunduğu semt Roma’nın Termini tren istasyonunun yanında yer alıyor. Birçok farklı kültürel katmanı aynı anda birlikte barındına bu semt, bugüne kadar diğer birçok kentde gördüğüm tipik göçmen semtlerinden farklı. İlk defa gördüğüm bu mahalledeki izlenimlerimin aynısını dostum Anton Vidokle yıllar öncesinden kalan travması ile bana aktarıyor. 1980’lerde ailesi ile birlikte Moskova’dan NewYork’a göç eden dostum Anton Vidokle, bu işi organize eden göçmen ofisinin ilk olarak Roma’da tam da Termini tren istasyonunu yanında ucuz bir otelde ikame ettirildiklerini; ve parasızlıktan sadece parkın etrafında, mahallede tüm gün sürekli yürüdüğünü anlatıyor.

Küçük, kurtarılmış bir alan olan, sokakların ve parkın göçmenler tarafından kullanıldığı bu mahallede iki kapalı pazar var. İlki, Bangladeşli ve Pakistanlı göçmenlerin tekstil ürünleri sattıkları, küçük dikiş atölyelerinin bulunduğu kompleks; diğeri ise sebze-meyve pazarı. Küçük bir hale benzeyen bu pazarda kilosu 1.5 avroya, alışık olduğumuzdan biraz daha uzun, lezzetli bir bamya çeşidini bulabiliyorsunuz. Nasıl pişirileceğini bilmeyen İtalyanlar için bamya ve diğer yabancı sebzeler, kentin göçmen kültürüyle ortaya çıkmış. Bu türden sebze ve meyvelerin neredeyse tamamı kentin kenarındaki küçük tarlalarda, bahçelerde yetiştirilmeye ve pazara getirilmeye başlanmış. Çinli, Afrikalı, Bangladeşli, Pakistanlı, Koreli, İtalyan, birçok milletten insanı erken saatlerden itibaren pazarda alışveriş yaparken görebiliyorsunuz. Mahallenin çoğunluğunu oluşturan Çinliler, Roma Belediyesi’ne “China Town” oluşturmak için başvurmuşlar, fakat talepleri geri çevrilmiş. Ezici çoğunluktaki Çinliler işlettikleri ufak oteller ve lokantalar dışında birbiri ardına açtıkları küçük tekstil dükkânlarında faaliyet gösteriyor. Durumcu Enternasyonal’in taktiklerini ödünç alarak on senedir Roma çevresinde uzun yürüyüşler düzenleyen, boş ve marjinal bölgelerde, Roman veya Kürt topluluklarının yaşadığı kamplarda çalışan, çoğunluğu mimar olan Stalker grubunun kurucularından ve Primavera Romana adlı topluluğun parçası olan Lorenzo ile Piazza Vittoria’nın etrafındaki mahallelerde dolaşıyoruz. Haftasonu düzenlenecek muhalif bir etkinliğe yemek yapmak için pazardan sebze alıyoruz. La Republica meydanında işçilerin iş koşullarını protesto etmek için düzenlediği gösteriye uğruyoruz. Amaçlarımızdan biri de, Lorenzo’nun arkadaşı Pakistanlı göçmenleri bulup aldığımız bir sebzenin nasıl pişirileceğini öğrenmek. Kalabalık protestocular ve çevik kuvvet arasında, elimizdeki garip yeşil sebzeyle Pakistanlı arkadaşın yemek tarifini anlamaya çalışıyoruz.

Yakında boşaltılacak olan bir Roman kampının yanındaki 21 binadan oluşan bir akıl hastahanesinde, suyun özelleştirilmesine karşı üç gün boyunca kültürel bir etkinlik düzenlenecek. Planımız, Lorenzo ve Giulia’nın üyesi olduğu muhalif grupla yemek yapmak ve kent üzerine çalışan mahalle ve işgal evi temsilcilerini davet etmek. İtalyanların aşina olmadığı bamyadan nohutlu bamya, ayrıca uzun boylu börülceden tarator yapıyorum. İtalyanca bilmediğim için yemek yapmakla geçirdiğim ve üç gün süren etkinlik boyunca pek bir şey anlamıyorum, ama bir yandan da her şeyi idrak ediyorum. Muhalif gruplar suyun ve arazilerin özelleştirilmesini bir yana bırakıp kıyasıya birbirlerini ve farklı protesto biçimlerini eleştiriyorlar. Karşı-kültür etkinlikleri düzenleyen grupları, müşterek ve kolektif bir amaç için bir araya getiren bir ağ mümkün mü? Ya da örgütlü yapılar içinde yer alıp klasik manifestal taktikleri devam ettirerek bildiğimiz sistem karşıtı muhalif hareketleri oluşturmaya devam etmek mi gerekiyor? Anladığım ve gördüğüm kadarıyla, Roma’da ilk soruya cevap arayan bir topluluk oluşuyor; hem Petrini hem de De Angelis’in savunduklarını bilinçli-bilinçli olarak izleyen bu “bir araya gelenler”, kentsel karşıt-kültürün ancak kent dediğimiz yapı içinde olan ve ilişkili her türlü müşterek ortaklığın kollektif olarak paylaşımı, yayılımı Berlusconi hükümeti gerçekliği içinde mümkün mü? Primavera Romana gibi zeytin toplayan, kent içinde saatlerce yürüyen, kent temsilcileri veya yiyecek üreticileriyle görüşen ve yüz kişi civarında katılmcıyı haiz bu “ toplanma, toplaşma” grubu İstanbul’a göre kısıtlı bir ölçeğe sahip. Acaba bu küçük grup, İstanbul’la benzer kentsel sorunlarla boğuşan Roma’da karşıt bir kent kültürü pratiği geşitirebilecek mi?

(kısa ve edit edilmiş hali Kasım ayı express dergisi şehir hatlarında, "Başka bir Roma için", pelin tan)


0 comments: